Apartman

Yeter Çatıkkaş
4 min readNov 30, 2020

Kucağımda yeni aldığım çiçek ile apartmanın önüne varıyorum. Apartman 5 katlı, 40 yıllık. Apartmanın yaşını öğrendiğimde içim ürpermişti. Beklenen büyük İstanbul depremine dayanır mı dayanmaz mı sorusunu sormadan edemiyorum. İçimi rahatlatmak için ya depremi erteliyorum ya ben belki evde olmam diyorum ya Şisli’nin zemini sağlammış diyorum (bunu da bir yerlerden duydum) ya da duvardaki sıyrılmış sıvayı alıp deniz kumuna benziyor mu diye inceliyorum. Apartmanın kapısını açmak için iki büklüm olmam gerekiyor, dedim ya 40 yıllık bina, dış kapısı da yıllanmış diye midir, kapıyı açmak için iki büklüm olmak şart. Belki de burası 40 yıllık, saygıyı kusur etmeyeceksin, eğil girerken.

Apartmanın adı ne diye kafamı kaldırıyorum, kahverengi iri puntolarla Ortaklar apartmanı yazısını okuyorum. Kafamı biraz daha kaldırınca apartmanın birinci katındaki yaşlı bir teyzenin, elindeki çöp torbasını çöp kovası olmayan ama bir şekilde çöplerin toplanma yeri olan yere fırlatmak için benim içeri girmemi bekleyişini görüyorum. Teyzemizi çok bekletmeyelim, anahtarı çantamın saklambaç oyunlarına çok dalmadan çıkarıp kapının dilini çeviriyorum. Bir yandan omzumla kapıyı aralıyorum, bir yandan bedenimi içeriye sokuyorum, nihayet giriyorum.

Apartmanın asansörsüz olmasına henüz alışamadım, çık babam çık. Bir süre sonra çıkmaya keyif katmak için ya merdivenleri sayıyorum ya iç mimariye bakıyorum, bazen de dışarıda duran ayakkabılara. Ayakkabıların demografik bir özelliği olduğunu düşünüyorum. Ayakkabılara bakarak yaş, cinsiyet ve hanede yaşayan kişiler sayısı hakkında kısmi fikirler edinilebilir.

Apartmanın içi, pembe ve bej tonlarının kullanıldığı renklere boyanmış. Kapılar desen farklı farklı. Bazıları ilk yapılan tahta kapılardan, bazıları ise yüksek güvenlikli(!) çelik kapılardan. Çelik kapılar, tahta kapılar gibi sıcaklık katmıyor apartmana. Daha önceden birkaç hırsızlık vuku bulmuş, girilen evler tahta kapılı evlermiş, belki de diyorum hırsızlar kapıların kolayca açılmasından ziyade daha sıcak görünümlü evlere gelmişlerdir diye düşünerek Pollyanna’yı anıyorum.

4 kata geldiğimde artık nefesim tükenmiş oluyor. Soluklanma anlarımda 4 kattaki Nebâhat abla ile karşılaştığım oluyor. Nebâhat abla orta yaşı geçkin, şişman bir kadın. Kilosundan ve apartmanın asansörsüz olmasından mütevellit elzem olmadıkça pek evden çıkmam demişti.

Hadi Yeter diyerek son katı çıkıp kapıyı açıp içeriye giriyorum. Çiçeği görmek istediğim yere yerleştirdikten sonra kendimi bodoslama yatağa atıp pencereden görünen apartman boşluğundaki aylandız ağacına bakıyorum. Bugün esintiler içinde bir o yana bir bu yana savruluyor. Bir süre sonra ani bir zıplamayla kalkıyorum (Bu hareketin verdiği enerjiyi seviyorum) ve 3.katta tanışmadığım komşuya kendimi tanıtmak ve aidatı öğrenmek için iniyorum.

Yüzümde hafif çekingen bir ifadeyle kapı tokmağını hafifçe birkaç kez vuruyorum. Kapı yavaşça aralanıyor, aralıktan kafasını çıkaran tesettürlü, orta yaşlarında güleç bir kadın. Yüzüme gülümsememi yerleştirilip, kafamı hafifçe öne doğru sallayıp merhaba diyorum. Gülümseyerek merhaba diyor. 5. kata yeni taşındım, tanışmak için kapınızı çaldım diyorum. Gülümsemesine devam ederek Öğrenci misin diyor, hayır diyorum, çalışıyorum. Aidattan ve apartmanın temizliğini yapan emekçi kadının geldiği günden bahsediyor. Sözlerini bittiğini hissettiğim anda, tamamdır aidatı şu şu tarihlerde veririm diyorum. Senden bir tek isteğimiz var diyor. Buyurun diyorum. Eve erkek arkadaşın gelmesini istemiyoruz diyor, burası aile apartmanıymış beylik lafını duyuyorum. Sessiz kalıyorum akabinde suratım düşüyor, iyi akşamlar deyip eve çıkıyorum.

Sinirden evin içinde dört dönüyorum. Apartmanın muhafazakâr kuralı varmış ve eve yerleştikten sonra öğreniyorum. Ev sahibinin numarasını çeviriyorum. 1 çalıyor açmıyor, 2 çalıyor açmıyor, 3 çalıyor açmıyor, açmayacağını düşündüğüm 4. çalışta efendim Yeter diyor, durumu anlatıyorum. Onların söylendiklerine takılma diyor ve telefonu kapatıyoruz. Sakinleşmem zaman alıyor ve apartman sakinleriyle merhaba merhabadan öteye bir iletişimim kurmayacağım diyorum. Öyle de davranıyorum. Karşılaştığımızda selam verdikten sonra “eve erkek gelmeyecek” cümlesi nüksedince suratım 2 cm aşağı kayıyor.

Ailevi apartmanımızda ikinci sorun da baş gösteriyor. 1+1 evin çoğunlukla zaman geçirdiğim odasıyla yan komşunun oğlunun odası aynı duvara bakıyor. Oğlanın isminden (Şerefmiş) önce arkadaşlarıyla online oyun oynarken çıkardığı garip gurup seslerini, abi yapma demelerini benim evde oynuyormuşçasına duymaya başlıyorum. Birkaç kereliğe mahsus olduğunu düşünüp, seslerin evimde dolanmasına izin veriyorum. Günlerden bir gün işten çıkıp eve geldikten sonra başımın ağrısını dindirmek erkenden yatmaya çalışıyorum. Yan komşumun oğlundan yine aynı sesler, yine aynı cümleler ama bu sefer daha sen şakrak çıkıyor sesi. Yatakta, on dönüm yatak yan gel yat Osman modunda takıldıktan sonra, yan komşumun kapısını çalıp durumu açmaya karar veriyorum. Kapıyı bir erkek açıyor aha apartmanda bir erkek.

Yan dairede bekâr bir kadın ve oğlunun yaşadığını biliyorum. Nuriye abla burada mi diye soruyorum. Yok kendisi ben eniştesiyim diyor. Oğlanın yaptığı gürültüden mütevellit yatamadığımdan bahsediyorum, rica etsem biraz daha sessiz olabilir mi diyorum. Uyarıya hafif bozulmuş edayla çocuk işte eğleniyor, ne yapalım diyor. Bütün sesi evde diyorum. Kem küm edip tamam diyerek kapıyı kapatıyor. Nereye düştüm diye düşünüyorum, iletişimi hiçbir yerinden tutamıyoruz, tuttuğumda elimde kalıyor.

Hiç gidip konuşmamışım gibi, Şeref’in sesleri öbür günlerde de aynı şiddette geliyor. Ben de artık kapıyı çalmak yerine duvara vuruyorum. Sesten rahatsız olduysam yerimden kalkıyorum, birkaç adımda duvarın önüne varıyorum. Sol ayağım önde sağ ayağım arkada sağ elimi yumruk yapıp 3 kez duvara vuruyorum. Bu tarz iletişimden anlıyor Şeref. Uyarıyı alınca hemen sesinin tonunu ayarlıyor. İçten içe ona sinir oluyorum, her gün duvara vurmak zorunda bırakacak kadar bağırmasına.

Bir gece 2 sularında uykudan Şeref’in sesine uyanıyorum. Bir hışımla kendimi duvarın önünde buluyorum ve duvara vurmak için elimi kaldırdığımda paralel evrendeki elim ona tokat atmış gibi ağlamasının sesleri geliyor. Elimi yavaşça indirip kulağımı daha iyi duymak için duvara dayıyorum, duvarın soğukluğuyla irkilip bir adım geriye atıyorum.

Şeref ağlayarak okulda babam yok diye benimle dalga geçiyorlar, hep ablamın eskileri kullanıyorum, ne istersem paramız yok diyorsun monolog cümlelerini duyuyorum. Konuşması bitene kadar duvarın diğer tarafında üzüntüyle dinliyorum. O sakinleşince ben de yatağıma kıvrılıyorum.

Ertesi gün, ailesinden birileriyle okulda ona kötü davranmalarıyla ilgili konuşmak istiyorum. Annesiyle çok az konuşmuşluğum var böyle bir şeyi yüzüne söylersem utanıp sıkılır mı diye 3. kata iniyorum. (Şeref’in dayısı oturuyor, “Eve erkek gelmesin” diyen kadının eşi). Kadın kapıyı açıyor. Dün gece istemeden kulak misafiri olduğum mevzuyu anlatıyorum. Şeref’in sesi çok kötü geliyordu, iyi olup olmadığını merak ettiğimi söylüyorum. Şeref’in iyi olduğunu ve annesine ileteceklerini söyleyip teşekkür ediyorlar. Birbirimizi ilk defa bir noktada doğru anlamanın rahatlığıyla yukarı çıkıyorum.

Şeref’in sesi geliyor mu diye kulak kabartıyorum, eve girer girmez. Keratanın hâlâ sesi geliyor. İlk defa sesi komik geldi ve gülümsüyorum. Çiçeğimi kucağıma alıp, Şeref’in sessiz olması için yumrukladığım duvarın dibine geliyorum ve çiçeği yeni yerine bırakıyorum.

--

--